|
Bu bir tanıtımdır.
|
|
|
|
1914 -1918 yılları arasında gerçekleşen Cihan Harbi (I. Dünya Savaşı), Dünya Tarihi için olduğu kadar, Türk Tarihi için de son derece önemli sonuçlar doğurmuştur. İngiltere, Fransa, İtalya ve Amerika Birleşik Devletleri’nin de aralarında bulunduğu 33 ülkelik İtilaf devletleri bloku, Almanya, Avusturya – Macaristan, Bulgaristan ve Osmanlı devletinin oluşturmuş olduğu İttifak devletleri blokuna karşı verdiği mücadeleyi kazanmıştı. Bu savaş Osmanlı devleti için, 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasıyla son bulmuş oldu. Mütarekeyle Osmanlı devletinin kara ve deniz kuvvetleri dağıtılıyor, önemli geçitleri işgal ediliyor, liman ve tersanelerine giriliyor, haberleşmesi kontrol ediliyor, çok önemli bazı arazilerinin işgali öngörülüyor, kısacası devletin parçalanma süreci neredeyse tamamlanma aşamasına gelmiş oluyordu. Bu mütareke, İngiltere başta olmak şartıyla, İtilaf devletlerine Anadolu ve Trakya’dan oluşan memleketin parçalanması için büyük avantajlar sunuyordu. Mütarekeden iki hafta sonra 13 Kasım 1918 tarihinde İtilaf devletlerinin 61 parçalık donanmasının ve bunun dışında önemli miktardaki kara askerinin İstanbul’a gelişi, bu parçalanma sürecinin fiilî olarak başlangıcı anlamına geliyordu ki, bunu diğer bölgelere yönelik İtilaf işgalleri takip edecekti. İtilaf devletlerinin, kendi imzalatmış oldukları mütarekeye rağmen, mütarekede vurgulanmayan bölgelere yönelik olarak işgal faaliyetleri, Anadolu ve Trakya’da kendilerine karşı büyük tepkilerin meydana gelmesine yol açtı. Türk insanı, pek çok yerde müdafaa-i hukuk ve redd-i ilhak adıyla cemiyetler kurdu. Bunların amacı, yapılan işgallerin haksızlığını siyasî yollarla dünyaya duyurabilmek, Türk Milleti’nin tepkisini ortaya koyabilmekti. Bu cemiyetlerin amaçları arasında, en azından başlangıç aşamasında silahlı mücadele yapılması öngürülmüyordu. Yapılancak mitingler, protestolar, telgraf haberleşmeleri ve çeşitli propaganda yollarıyla, Anadolu ve Trakya’nın Türklüğü savunulacak ve işgallerin haksızlığı dile getirilecekti. Ancak çok sayıda hayata geçirilen bu cemiyetlere rağmen, işgallerin önü alınamıyor, İtilaf devletleri gün be gün Anadolu ve Trakya’nın önemli şehir ve kasabalarındaki kontrollerini ellerine geçirmeye devam ediyorlardı. Bu durum karşısında müdafaa-i hukuk düşüncesi yanında, halkın kendi kendisini müdafaa etmesi amacıyla kuva-yı milliye adlı silahlı birliklerin oluşturulması sürecine geçildi. Tam bu gelişmeler arifesinde, yakın dönem Türk Tarihi’nin en önemli gelişmelerinden birisi meydana gelmiş ve 15 Mayıs 1919 tarihinde Anadolu’nun parçalanma sürecinin artık fiilen başladığı anlamına gelen İzmir’in işgali gerçekleşmişti. Bu, yakında başlayacak olan Türk Millî Mücadelesi’nin de fiilen başlangıcı ve dönüm noktasını oluşturacaktır. Hakikaten de bu işgalle birlikte, Anadolu ve Trakya’daki şehir ve kasabalarda gerçekleştirilen büyük mitingler ve protestolarla, yapılan işgallerin haksızlığı dünya kamuoyunun dikkatine sunulmaya başlanmıştı. Memleketin tamamına yakınında, güzel İzmir’in işgali nedeniyle millî yas ilân edilmiştir. Başta İstanbul olmak üzere binlerce kişinin katılımıyla büyük miting ve protestolar düzenlenmişti. Sadece 23 Mayıs 1919’da Sultanahmet’te yapılan mitinge 200.000 kişinin katılması, Türk Milleti’nin bu işgale karşı duymuş olduğu tepkinin en önemli göstergelerindendi. Yazının devamı İçin Tıklayın |